Yükleniyor...

Silahlar Susarken Kimi, Neden Telaş Sardı?

12.09.2026 21:14

Silahlar Susarken Kimi, Neden Telaş Sardı?

Bazı siyasi tartışmaları yalnızca bugünün cümleleriyle anlamak mümkün değildir. Bazen bugünü anlamanın en doğru yolu, dün söylenenlere dönüp bakmaktır.

Terörsüz Türkiye tartışması da tam olarak böyle bir yerde duruyor.

Bugün sürece karşı çıkanların bir bölümünü dinliyorum. Kimi “taviz” diyor, kimi “terör örgütüne alan açılıyor” diyor, kimi devletin güvenlik politikasının zayıfladığını savunuyor. Kimi de daha ileri gidip Türkiye’nin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor.

Elbette herkesin soru sorma hakkı var.

Devletin atacağı adımların hukukunu, yöntemini, sınırlarını tartışmak meşrudur. Şehit ailelerinin hassasiyetlerini dile getirmek meşrudur. Türkiye’nin üniter yapısının, millî egemenliğinin ve anayasal düzeninin korunmasını istemek zaten tartışma konusu bile yapılamaz.

Fakat başka bir şey var.

Terör örgütünün silah bırakması ve tasfiye edilmesi ihtimaline kategorik olarak karşı çıkmak…

İşte burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Terörün bitmesini gerçekten istiyor muyuz, yoksa terörün bitirilme biçimi siyasi hesaplarımızı mı bozuyor?

Çünkü Türkiye’nin önündeki tablo artık geçmişten farklı.

22 Ekim 2024’te Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, yıllardır süren terör meselesinin çözümünde yeni bir siyasi ve stratejik dönemin kapısını araladı. Sonrasında PKK’nın fesih ve silah bırakma yönünde aldığı karar, tartışmayı başka bir aşamaya taşıdı.

Burada önemli olan yalnızca bir örgütün silah bırakması değildir.

Asıl önemli olan, Türkiye’nin kırk yılı aşkın zamandır enerjisini tüketen bir güvenlik sorununu kalıcı biçimde tasfiye etme ihtimalinin ortaya çıkmasıdır.

Peki buna neden itiraz ediliyor?

İşte tam bu noktada hafızaya ihtiyacımız var.

Çünkü bu ülkede dün de “terör bitmez” diyenler vardı.

Dün de “bu süreç Türkiye’yi böler” diyenler vardı.

Dün de atılan her adımı “taviz” olarak nitelendirenler vardı.

Bugün ise aynı siyasi reflekslerin başka cümlelerle yeniden karşımıza çıktığını görüyoruz.

Oysa devletlerin siyasetinde bazen en büyük hata, geçmişte kullanılan yöntemi şartlar değiştiği halde aynen sürdürmektir.

Devlet aklı, aynı yerde durmak değildir.

Devlet aklı, değişen şartları okuyabilmektir.

Türkiye bugün yalnızca kendi sınırları içindeki terör tehdidiyle karşı karşıya değil. Suriye’de, Irak’ta, sınırlarımızın hemen ötesinde oluşan güvenlik mimarisi; enerji yolları, vekil örgütler, büyük güç rekabeti ve bölgesel denklemler Türkiye’nin önüne yeni bir tablo koyuyor.

Dolayısıyla Terörsüz Türkiye meselesini yalnızca içerideki siyasi tartışmaların içine hapsetmek büyük resmi kaçırmak olur.

Türkiye’nin amacı bir örgütle pazarlık yapmak değil, terör örgütünü ortadan kaldırmaktır.

Aradaki fark çok büyük.

Birinde devlet geri adım atar.

Diğerinde devlet, kendi hedefini gerçekleştirecek yeni bir yol açar.

Bahçeli’nin çıkışının asıl dikkat çekici tarafı da burada.

Yıllarca terörle mücadelede en sert siyasi çizgilerden birini temsil eden bir siyasi aktörün, bugün terörün tamamen tasfiyesini hedefleyen bir sürecin önünü açması, “çizgi değişikliği” olarak değil, şartları doğru okuyan bir devlet aklı olarak da okunabilir.

Çünkü hedef değişmemiştir.

Türkiye’nin güvenliği değişmemiştir.

Türkiye’nin üniter yapısı değişmemiştir.

Millî egemenlik değişmemiştir.

Değişen, hedefe ulaşmak için kullanılan siyasetin ve bölgesel şartların kendisidir.

Tam da bu nedenle bugün yapılması gereken, Terörsüz Türkiye’yi eski tartışmaların kalıpları içinde değerlendirmek değil, ortaya çıkan yeni stratejik tabloyu okumaktır.

Şunu da açıkça söylemek gerekir:

Terörsüz Türkiye’ye destek vermek, devletin her adımını sorgusuz sualsiz kabul etmek anlamına gelmez.

Tam tersine…

Bu sürecin nasıl yürütüleceğini, hangi hukuki çerçevede ilerleyeceğini, devletin hangi kırmızı çizgileri koruyacağını konuşmak zorundayız.

Fakat bütün bunları konuşurken temel hedefi de kaybetmemeliyiz:

Silahların susması.

Terör örgütünün tasfiye edilmesi.

Türkiye’nin güvenlik yükünün hafiflemesi.

Çocukların dağa çıkmadığı, annelerin evlatlarını teröre kurban vermediği bir Türkiye.

Kırk yılı aşkın süredir Türkiye’nin üzerine çöken bu yükün sona ermesi, herhangi bir siyasi partinin başarısı olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kazanımı olarak görülmelidir.

Bu yüzden bugün asıl bakmamız gereken, kimin Terörsüz Türkiye’yi hangi siyasi sebeple desteklediği ya da eleştirdiği değil.

Daha temel bir soru var:

Dün terör bitsin diyorduk.

Bugün terörün gerçekten bitmesi ihtimali ortaya çıktığında neden bundan korkuyoruz?

Eğer cevap güvenlikse, konuşalım.

Eğer cevap hukuksa, konuşalım.

Eğer cevap devletin kırmızı çizgileriyse, onları sonuna kadar savunalım.

Ama terörün bitmesini istemenin kendisini tartışma konusu haline getirmeyelim.

Çünkü Türkiye’nin artık kaybedecek bir kırk yılı daha yok.

Ve belki de bugün tarih, hepimize aynı soruyu soruyor:

Terörün devamından mı yana olacağız, yoksa terörsüz bir Türkiye’nin inşasında sorumluluk mu alacağız?

Cevap, siyasi pozisyonlarımızdan daha büyük.

Çünkü bu mesele, nihayetinde Türkiye’nin geleceği meselesidir.

www.haberotesi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Haber Ötesi'ne aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.

Yorumlar (0)