Türkiye ve Azerbaycan Arasındaki Ebedi Kardeşlik
13.01.2026 11:06
Dünya siyasetinin pragmatist labirentlerinde devletler arası ilişkiler genellikle geçici çıkarlar ve kâğıt üzerindeki soğuk antlaşmalarla yürür. Ancak Anadolu’dan Hazar’ın kıyılarına uzanan o kadim hatta baktığımızda, diplomasi sözlüklerinin tarif etmekte yetersiz kaldığı bir "ruhiyet" görürüz. Bu bağ, sadece coğrafi bir komşuluğun değil; Mehmet Emin Resulzade’den Ebülfez Elçibey’e, Alparslan Türkeş’ten Devlet Bahçeli'ye uzanan bir fikir, iman ve eylem bütünlüğünün meyvesidir.
Azerbaycan’ın istiklal meşalesini yakan Mehmet Emin Resulzade’nin “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!” haykırışı, aslında Ankara ile kurulacak o büyük gönül köprüsünün ilk harcıydı. Resulzade, sadece bir cumhuriyet kurmamış; Türk’ün bağımsızlık karakterini Hazar’ın sularına nakşetmiştir. Bu istiklal ruhu, onyıllar süren hasretin ardından Ebülfez Elçibey’in şahsında bir "Türkiye sevdasına" ve Turan idealine dönüştü. Elçibey, bir devlet başkanı olmanın ötesinde, Anıtkabir’de Atatürk’ün huzuruna çıktığında “Ey büyük Türk’ün büyük evladı” diyerek aslında iki devletin tek bir bedende atan kalpler olduğunu dünyaya ilan ediyordu.
Bu gönül köprüsünün Türkiye cephesinde ise Başbuğ Alparslan Türkeş, Türk dünyası mefkuresini bir siyaset malzemesi olmaktan çıkarıp, milli bir strateji haline getirdi. Azerbaycan’ın en zor günlerinde Ankara’nın sokaklarından Bakü’nün meydanlarına kadar duyulan o gür ses, Türkeş’in "Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk Birliği" hedefinin bir tezahürüydü. Onun attığı o sarsılmaz temeller, bugün Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli’nin "Karabağ Türk’tür, Türk kalacaktır" duruşuyla perçinlenmiştir. Bahçeli’nin, Şuşa’da okul yaptırma iradesinden milli beka vurgusuna kadar sergilediği tavizsiz tutum, siyasi bir tercihin ötesinde, tarihsel bir emanete sahip çıkma asaletidir.
Şüphesiz ki bu tarihi akış, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İlham Aliyev döneminde "stratejik ortaklıktan" öteye geçerek bir "kader birliği" aşamasına evrildi. 30 yıllık Karabağ yarası kanarken, Erdoğan’ın "Azerbaycan ne zaman isterse, o zaman yanındayız" resti, bölgedeki tüm denklemleri altüst etti. Türk SİHA’larının semalardaki zaferi ve Mehmetçiğin Bakü sokaklarındaki vakur duruşu, Şuşa Beyannamesi ile askeri ve siyasi bir müttefiklik zırhına büründü. Erdoğan’ın kararlılığı ve Aliyev’in dirayeti, sadece toprak kurtarmakla kalmadı; Türk devletlerinin kendi göbeğini kendisinin keseceğini dünyaya ispatladı.
Sonuç itibarıyla, küresel güç dengelerinin sarsıldığı bu puslu çağda Türkiye ve Azerbaycan; Resulzade’nin hayali, Elçibey’in aşkı, Türkeş’in davası ve bugün Erdoğan ile Bahçeli’nin sarsılmaz iradesiyle tek bir yumruk olmuştur. Bu birliktelik, geçmişe bir vefa borcu olduğu kadar, Türk asrına bırakılacak en mukaddes mirastır. Zira biliyoruz ki; biz birlikteyken sadece güçlü değil, aynı zamanda tamamız.
Etiketler:
Yorumlar (0)
İlgili Haberler

Son Haberler
Bakan Göktaş, Nijerya Kadın İşleri ve Sosyal Kalkınma Bakanı Ibrahim ile görüştü
MGK Bildirisi: "Terörsüz Türkiye" istikametinde ülkemizin ve bölgemizin güvenlik ve refahı için adımlara devam edilecek
Bakan Uraloğlu'ndan Aksaray Belediyesi'ne ziyaret
Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davasının duruşması ikinci gününde sona erdi