SIRADA KİM VAR
05.01.2026 09:53
Uluslararası siyaset literatüründe devletler hukukundan, insan haklarından ve küresel barıştan söz edilir. Ancak sahaya bakıldığında karşımıza çıkan tablo, kitaplarda yazılandan çok daha farklıdır. Bugün dünyanın başına bela olmuş, devlet görüntüsü altında mafyavari yöntemlerle hareket eden iki yapı açıkça ortadadır: İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri.
İsrail, İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük insanlık trajedisini ustalıkla yürüttüğü algı yönetimiyle kendi lehine çevirmiştir. Savaş boyunca yaklaşık 75–80 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Bu rakamın yaklaşık 5 milyonu Yahudidir. Bu acı gerçek, İsrail tarafından evrensel bir dokunulmazlık kalkanına dönüştürülmüş; Filistin’de işlenen her suç, Gazze’de yıkılan her şehir, öldürülen her çocuk bu söylemin arkasına gizlenmiştir.
Bugün Gazze’de hastaneler bombalanıyor, yardım konvoyları vuruluyor, siviller topluca katlediliyor. Batı dünyası ise “İsrail’in kendini savunma hakkı” klişesiyle suskunluğunu sürdürüyor. Aynı İsrail, Lübnan’da, Suriye’de ve bölgenin tamamında uluslararası hukuku hiçe sayan operasyonlar yürütürken, arkasındaki sınırsız Amerikan desteği sayesinde hesap vermiyor.
Bu tabloyu mümkün kılan esas güç ise Amerika Birleşik Devletleri’dir. ABD’nin sicili, kuruluşundan bugüne kadar kesintisiz bir şiddet ve müdahale zinciriyle doludur. Amerikan yerlilerine uygulanan sistematik katliamlar, bugün “medeniyet” söylemiyle örtülmeye çalışılan bir soykırım gerçeğidir. Koca bir kıta, yerli halkın kanı üzerine inşa edilmiştir.
Soğuk Savaş’tan sonra ise ABD, “demokrasi ihracı” adı altında dünyayı bir operasyon alanına çevirmiştir. Afganistan’a demokrasi getirme iddiasıyla girilmiş, geride yıkılmış bir ülke ve milyonlarca mülteci bırakılmıştır. Irak’a “kitle imha silahları” yalanıyla girilmiş, bir devlet parçalanmış, yüz binlerce insan hayatını kaybetmiştir. O silahlar hiçbir zaman bulunamamıştır.
Libya’da Kaddafi devrilmiş, ülke kabile savaşlarının ortasına bırakılmıştır. Suriye’de “özgürlük” söylemiyle yürütülen müdahaleler, ülkeyi etnik ve mezhepsel fay hatlarıyla bölmüştür. İran sürekli tehdit edilmiş, yaptırımlarla halk cezalandırılmıştır. Mısır’da sandıktan çıkan irade beğenilmeyince askeri darbeye sessiz kalınmıştır.
Bu listeye bugün Venezuela eklenmiştir. Seçimle iş başına gelmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro, bir anda “uyuşturucu kaçakçısı”, “diktatör” ilan edilmiştir. Ülkesinden eşiyle birlikte kaçırılarak rehin alınması, zincire vurulmuş hâlde servis edilen görüntüler sadece bir kişiye değil, Venezuela halkının iradesine de yapılmış açık bir saldırıdır. Mesaj nettir: “Sandık sadece bizim istediğimiz sonucu verirse meşrudur.”
Birleşmiş Milletler ise her zamanki gibi suskundur. Uluslararası hukuk, güçlülerin elinde bir sopaya; zayıflar için ise bir hayale dönüşmüştür.
Bu sahneleri dünya daha önce de izlemiştir. Saddam Hüseyin’in zincire vurulmuş hâli, Kaddafi’nin linç edilmesi hafızalardadır. Aynı senaryo, 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de de uygulanmak istenmiştir. Seçilmiş bir yönetim devrilmek, devlet ele geçirilmek istenmiştir.
Ancak Türk milleti bu oyunu bozmuştur. Sokaklara dökülen milyonlar, sandığa ve iradesine sahip çıkmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yıllardır “beka sorunu” olarak işaret ettiği tehdidin ne anlama geldiği o gece açıkça görülmüştür. Bu uyarıları küçümseyenler, alaya alanlar aslında nasıl bir uçurumun kenarından dönüldüğünü geç de olsa anlamak zorundadır.
Ne yazık ki ana muhalefet partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in Venezuela konusunda yaptığı ilk açıklamalar, bu gerçeklerden ders alınmadığını göstermektedir. Kendi ülkesini yabancı başkentlere şikâyet etmeyi siyaset zanneden bir anlayıştan da başka bir refleks beklemek zaten mümkün değildir.
Sonuç olarak; bugün dünya, barış söylemleriyle örtülmüş bir mafya düzeniyle yönetilmektedir. Gücün hukuku, hukukun yerini almıştır. İsrail ve ABD, çıkarlarına uymayan her coğrafyayı hedef almakta, ardından geriye yıkım ve kaos bırakmaktadır.
Bu nedenle bugün zaman; ayrılıkları tartışma zamanı değil, birlik zamanı, dirlik zamanı, millet olma zamanıdır.
Zaman; algı operasyonlarına kapıları kapatma, bayrağa, devlete ve mukaddesata sahip çıkma zamanıdır.
Zaman; büyük Türk milletinin, millet şuuruna tam manasıyla sarılma zamanıdır.
Ve zaman ; Sırada kim var sorusunun sorulma zamanıdır .
Vesselam…
Yorumlar (0)
İlgili Haberler
Son Haberler
Bakan Göktaş, Nijerya Kadın İşleri ve Sosyal Kalkınma Bakanı Ibrahim ile görüştü
MGK Bildirisi: "Terörsüz Türkiye" istikametinde ülkemizin ve bölgemizin güvenlik ve refahı için adımlara devam edilecek
Bakan Uraloğlu'ndan Aksaray Belediyesi'ne ziyaret
Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davasının duruşması ikinci gününde sona erdi