ŞİDDET SARMALI VE GÜNAH KEÇİSİ: GERÇEK SORUMLU KİM?
16.04.2026 12:27
Son günlerde toplumca nefesimizi tutmuş, ardı arkası kesilmeyen şiddet haberlerini izliyoruz. Sokak ortasında infazlar, okullarda darp edilen öğretmenler ve gencecik bedenlerin kurban gittiği saldırılar... Toplumun sinir uçları öylesine gergin ki, herkes parmağını doğrultacak bir suçlu, öfkesini kusacak bir hedef arıyor. Bu dalganın son durağı ise Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin oldu. Peki, yaşadığımız bu "cinnet hali" gerçekten sadece bir bakanın politikalarıyla mı ilgili, yoksa buzdağının görünmeyen kısmı çok daha mı derin?
Vitrindeki Suç: Ekranların Karanlık Yüzü
Televizyonu açtığınızda karşınıza çıkan manzara belli: Lüks araçlar, belde silahlar, "racon" kesen takım elbiseli adamlar ve şiddeti kutsayan replikler. Reyting uğruna estetize edilen mafya dizileri ve dijital oyunlardaki "öldürdükçe kazan" mantığı, genç dimağlara adaletin hukukla değil, kaba kuvvetle sağlanacağı fikrini aşılıyor. Gençler, okul sıralarında öğrenmesi gereken nezaketi değil, ekranlarda izlediği bu suni gücü taklit ediyor. Şiddet bugün sadece uygulanmıyor; ambalajlanıp bir yaşam tarzı olarak pazarlanıyor.
Yıkılan Kale: Aile ve Temel Terbiye
Ancak bu noktada unutulan en büyük kale ailedir. Çocuğuna sınır koymayan, evde şiddeti bir çözüm yolu olarak gösteren ve öğretmeni bir "bilgi işçisi" değil de adeta bir "hizmetli" gibi gören bir aile yapısında, okulun sihirli bir değnekle mucize yaratmasını beklemek sadece hayalciliktir. Eğitim ailede başlar; okul ise sadece evde verilen o temelin üzerine bir bina inşa eder. Temel çürükse, faturayı sadece inşaatın son aşamasına kesmek ne kadar adildir?
Kolaycılık ve Günah Keçisi Psikolojisi
Son saldırılar sonrası okların sadece Yusuf Tekin’e çevrilmesi, aslında toplumsal bir "kolaycılık" göstergesidir. Kuşkusuz, müfredat değişiklikleri veya eğitimdeki aksaklıklar üzerinden bir bakan eleştirilebilir; bu demokrasinin gereğidir. Ancak sokaktaki şiddetin, dizideki mafyanın ve ailedeki ilgisizliğin faturasını sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na kesmek, asıl yarayı tedavi etmekten kaçmaktır. Şiddet; medya, hukuk sistemi ve aile yapısının ortaklaşa yarattığı yapısal bir sorundur.
Çözüm mü, Deşarj mı?
Toplum olarak bir karar vermemiz gerekiyor: Gerçekten şiddeti durdurmak mı istiyoruz, yoksa sadece her olaydan sonra bir günah keçisi ilan edip vicdanımızı mı rahatlatıyoruz? Bir ismi hedef tahtasına koymak geçici bir deşarj sağlar ama sokaktaki ateşi söndürmeye yetmez.
İlk düğmeyi; ekranlardaki şiddet fetişizmine son vererek, evlerin içinde karakteri yeniden inşa ederek ve meclis kürsülerinden "cezasızlık" algısını yıkacak sert hukuk reformlarını hayata geçirerek iliklemeye başlamalıyız. Aksi takdirde, isimler değişse de bu sarmal hepimizi içine çekmeye devam edecektir.
Unutmayalım ki; bir toplumun adaleti sokaktaki bilek gücüne kalmışsa, orada sadece bakanlar değil, bütün bir gelecek enkaz altında kalmış demektir.
Etiketler:
Yorumlar (0)
İlgili Haberler
Son Haberler
MHP Eskişehir İl Teşkilatı Feshedildi: Yeni Başkan Ayhan Sezer Oldu
Okan Buruk, şampiyonluk yolunda futbolcularına güveniyor
Bursa'da rüşvet ve örgüt soruşturmasında 3 şüpheli daha gözaltına alındı
TBMM Başkanı Kurtulmuş: Kendimiz için istediğimizi bütün insanlar için istemek durumundayız