Yükleniyor...

PROFESYONEL SİYASETÇİLER VE MEVSİMLİK İŞÇİLER

23.03.2026 11:10

PROFESYONEL SİYASETÇİLER VE MEVSİMLİK İŞÇİLER

2014 yılı yerel seçimleri…
Siyasetin hararetinin sokaklara, meydanlara, hatta gönüllere kadar sirayet ettiği o günlerde, bir gazeteci büyüğüm köşesinde benim için şöyle yazmıştı:
“Mevsimlik işçi gibi bir görünüyor, sonra ortadan kayboluyor.”

İlk okuduğumda tebessüm etmiştim.
Çünkü bu söz, zannedildiği gibi bir eleştiri değil; aslında bir anlayış farkının, bir dünya görüşü ayrımının dışa vurumuydu.

Çünkü o, alıştığı siyasetçi profilini görüyordu: İsmi duyulduğu an makam talep eden, fırsat kollayan, siyaseti bir meslek hâline getiren “profesyonelleri”…

Ama biz o tarifin içinde değildik.
Biz hiçbir zaman o tarifin içinde olmadık.

Aslında “mevsimlik işçi” benzetmesi benim için bir eksiklik değil, bir onurdu. Çünkü bizler gerçekten de ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıkan, görevimizi yapıp geri çekilen insanlardık. Gösterişten uzak, alkıştan uzak, beklentiden uzak…

Sonraki yıllarda o gazeteci büyüğümle birçok sohbetimiz oldu. Her defasında kendisine “Biz siyasetçi değiliz, biz ülkücüyüz” dedik. Fakat onun zihnindeki tablo kolay kolay değişmedi. Çünkü etrafında, kendisini ülkücü olarak tanımlayan ama siyaseti bir kariyer basamağına dönüştüren o kadar çok örnek vardı ki… Bizim söylediklerimiz ona fazla “romantik”, fazla “gerçek dışı” geliyordu.

Oysa gerçek tam tersiydi.

Ülkücülük, makam aramak değildir.
Ülkücülük, dava uğruna gerekirse makamı da, mevkii de, hatta hayatı da geride bırakabilmektir.

Bizler; siyasi ikbal peşinde koşanlar değil, inandığı değerler uğruna kendini feda etmeye hazır serdengeçtileriz. Bizim için önemli olan görünmek değil, gerektiği anda orada olmaktır. Çünkü biz biliriz ki bu dava; kürsülerde yapılan uzun konuşmalarla değil, gerektiğinde sessizce üstlenilen sorumluluklarla ayakta kalır.

Bu yüzden ülkücüler, sürekli sahnede olan insanlar değildir.
Onlar, ihtiyaç anında sahneye çıkan, görevini yapan ve sonra kenara çekilmeyi bilen insanlardır.

Belki de bu yüzden dışarıdan bakıldığında “kaybolmuş” gibi görünürler.
Oysa kaybolmazlar… Sadece geri çekilirler.
Çünkü bilirler ki her zaman önde olmak değil, doğru zamanda doğru yerde olmak esastır.

Bugün de aynı inançla düşünüyorum:

Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alan her odak, aslında doğrudan doğruya milli duruşu, yani ülkücü hareketi hedef almaktadır. Bu hareketin omurgasını oluşturan yapılar ise bellidir. Ve bu yüzden mücadele, sadece görünen cephede değil, görünmeyen alanlarda da sürmektedir.

İşte tam da bu nedenle, ülkücülük bir “meslek” değil; bir “hal”, bir “şuur”, bir “ömür boyu taşınan sorumluluk” tur.

Her ülkücü, kendisine ihtiyaç duyulduğu anı hisseder.
Ve o an geldiğinde;
aklıyla, yüreğiyle, inancıyla…
gerekirse canıyla ortaya çıkar.

Sonrasında ise yine sessizliğe bürünür.
Gösterişsiz bir köşede, gözünü ve kulağını dört açarak bekler.

Çünkü o bilir:
Bu dava, sürekli konuşanların değil, gerektiğinde susmasını da bilenlerin omuzlarında yükselecektir.

Ve belki de bu yüzden…
Evet, biz biraz “mevsimlik işçi” gibiyiz.

Ama unutulmamalıdır ki;
en çetin zamanlarda toprağa giren,
en zor şartlarda alın teri döken,

İşi bitince ortadan kaybolan,
ve en kritik anda ortaya çıkan da yine o “mevsimlik işçiler” dir.

Vesselam…

www.haberotesi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Haber Ötesi'ne aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.

Yorumlar (0)