MHP'li Akçay: Terörsüz Türkiye hedefi, Türkiye Yüzyılı'nın kilit taşıdır
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, ''"İç cephenin önemini çok iyi bilen Atatürk, istiklal mücadelesini yürütürken Anadolu'da birlik ve beraberliği sağlamak, iç cepheyi güçlendirmek için bu isyanları bertaraf etmiştir. Terörsüz Türkiye hedefi, Türkiye Yüzyılı'nın kilit taşıdır. Bu hedef, yalnızca bir asayiş meselesi hiç değildir.'' dedi
23.04.2026 17:38
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, TBMM'nin açılışının 106. yılı ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda gerçekleştirilen 23 Nisan özel oturumunda konuştu.
MHP'li Akçay'ın konuşması şu şekilde:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106'ncı kuruluş yıl dönümünü idrak ediyor ve kutluyoruz. Bu müstesna günde aziz milletimizi ve muhterem heyetinizi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum. Başta Büyük Millet Meclisimizin ilk Başkanı, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ilk Meclisin muhterem üyelerini, aziz şehitlerimizi, gazilerimizi, kahraman ecdadımızı rahmet ve şükranla anıyorum.
Şimdi, burada yalnızca bir tarihi yad etmiyoruz. Milletimizin varoluş mücadelesini idrak ediyoruz. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Mondros Mütarekesi ve Sevr dayatmasıyla ülkemiz işgal edilmiş, ordularımız dağıtılmış, silahlarımız elimizden alınmıştı. Uzun savaş yılları nedeniyle memleketimiz harap ve bitap düşmüştü, ekonomi çökmüştü. Aziz milletimiz esaret altına alınarak öz yurdunda boğulmak, vatanımız parçalanmak isteniyordu. Ancak o gün bütün dünyaya şu hakikati bir kez daha haykırdık: Karakterimizde esaret yoktur, teslimiyet yoktur. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şu an çatısı altında olduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de açılmış, Polatlı'dan top sesleri gelirken Millî Mücadele'yi sevk ve idare ederek zafere taşımış, 29 Ekim 1923'te de cumhuriyetimizle taçlandırılmıştır. Meclisimizin açılışı işgal altındaki vatanın istiklal ve hürriyet için şahlanışıdır, bir milletin kendi mukadderatına bizzat el koymasıdır. Meclisimiz, Amasya'da haykırılan istiklal beyanıdır; Erzurum'da ilan edilen "Vatan bir bütündür." yeminidir; Sivas'ta tecessüm eden millî egemenlik iradesidir.
Bu mukaddes adımlar 23 Nisan 1920'de Ankara'da birleşmiş, bu yüce çatı altında kurumlaşmış, meşruiyet kazanmış ve devlet olmuştur. Milletin gür sesi burada millî irade hâline gelmiştir. Bu sebeple, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece yasama heyeti değildir; Meclisimiz Millî Mücadele'nin yönetim karargâhıdır, istiklal davamızın meşru hukuk zeminidir, Türkiye Cumhuriyeti'ni inşa eden kurucu iradenin ta kendisidir.
Gazi Meclisin en belirgin vasıflarından biri de şudur: Savaşın en çetin şartlarında dahi istişareden ve demokrasiden vazgeçmemiştir. Türk Milleti istiklal mücadelesini yalnızca cephedeki silah kudretiyle değil temsil fikriyle, hukuk bilinciyle ve Meclis iradesiyle de kazanmıştır. Bu bakımdan, millî egemenlik yalnızca bir hak değil aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.
Bu salonda yazılı "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." ilkesi Türkiye Cumhuriyeti'nin manifestosudur. Asıl mesele millî iradenin yönetime en güçlü şekilde yansımasıdır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi Türkiye'nin tarihî tecrübesinin ve yönetim ihtiyaçlarının çağın gereklerine göre yeniden şekillenmiş hâlidir. Bu sistemle birlikte Meclisimiz asli fonksiyonlarına daha güçlü bir şekilde kavuşmuştur, yasama, denetim ve temsil vasfı güçlenmiştir. Meclisimiz yüksek katılımlı, yüksek temsilli, çoğulcu ve uzlaşmacı yapısıyla millî iradenin kapsayıcı mahiyetini güçlü biçimde yansıtmaktadır. Bu sebeple, Meclisimize düşen görev büyüktür, sadece kanun yapmakla yetinemeyiz; demokrasiyi millî şuurla, hukuku ve hürriyeti sorumlulukla yoğurmalı ve güçlendirmeliyiz.
Tarih bize çok açık bir hakikati telkin etmektedir, iç cephesi sarsılan milletlerin dış baskılara direnmesi çok zordur. Bundan dolayı, Millî Mücadele Dönemi sadece harici işgale karşı direnişin değil, aynı zamanda iç cephenin tahkim ve takviyesidir. İç cephe siyasi farklılıkları inkâr etmek değil, millî meselelerde aynı istikamette, ortak kader şuurunda birleşmektedir. Anadolu işgal altındayken dünya görüşleri başka başka olsa da yöre, köken, siyasi görüşleri farklı da olsa ilk Meclisin merhum ve muhterem mebusları milletin istiklali ve istikbali paydasında tek yürek olmuş, Millî Mücadele'yi zafere ulaştırmıştır. Atatürk'ün Nutuk'ta ifade ettiği üzere, asıl olan iç cephedir, bu cephe bütün milletin oluşturduğu cephedir. Dış cephe ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Dış cephe mağlup olabilir fakat hiçbir zaman bir memleketi yok edemez, memleketi temelinden yıkan iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden çok daha iyi bilen düşmanlar iş hepimizi yıkmaya çalışmışlardır, çalışmaktadırlar. Birinci Dünya Savaşı sonrasında işgalci devletler bir taraftan Anadolu'yu işgal ederken diğer taraftan iş birlikçileriyle iç cepheyi bölmek, Millî Mücadele'yi yok etmek için yaklaşık 30 civarında iç isyanına çıkartmışlardır. İç cephenin önemini çok iyi bilen Atatürk istiklal mücadelesini yürütürken Anadolu'da birlik ve beraberliği sağlamak, iç cepheyi güçlendirmek için bu isyanlar bertaraf edilmiştir. İşte bu bakımdan, terörsüz Türkiye hedefi Türkiye Yüzyılı'nın kilit taşıdır. Bu hedef yalnızca bir asayiş meselesi hiç değildir. Millî birliğin, kardeşlik ve barışın tahkimi, demokrasi ve hukukun daha da gelişmesi, huzurun tesisi bakımından hayati değerdedir. Bu anlayışla, ülkemiz kronik geçmiş prangalarından kurtulma iradesini kuşanmıştır. Bu prangaları mutlaka kırıp atacağız. Lakin böylesine hassas dönemlerde millî meseleleri istismar edenler de vardır. Toplumsal fay hatlarını kaşıyan, sokakları tahrik eden zihniyetleri de biliyoruz.
Meclisimiz terörden arındırılmış, huzuru kavileşmiş, iç cephesi sağlam bir Türkiye idealine millî mutabakat zemini, hukuki ve demokratik çerçeve kazandırmakla mükelleftir. Bu mükellefiyet hepimizin omuzlarındadır.
21'inci yüzyıl yalnızca devletlerin mücadelesi değil, medeniyet havzalarının ve jeopolitik hedeflerin acımasızca rekabet ettiği bir yüzyıldır. Devletimiz tarihin hiçbir döneminde hadiselerin peşinden sürüklenmemiş, aksine onların istikametini tayin eden, nizam kuran ve krizleri devlet refleksiyle yöneten bir siyasi aklın taşıyıcısı olmuştur. Bu akıl devlet ebet müddet, millet ebet müddet şuuruyla tezahür etmiştir. Atatürk'ün muazzam ikazını unutmayalım: "Hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin?" 21'inci asırda devlet aklımız kudret ile adaleti, hukuk ve demokrasiyi harmanlamaktır. İşte, bu şuurla hareket ediyoruz. Yeni dönemde Türkiye izleyen değil, yön verendir. Küresel fırtınaların koptuğu bu devirde Türkiye'nin kılıcı keskin, sözü geçkindir.
23 Nisan aynı zamanda çocuklarımıza armağan edilmiş bir bayramdır. Bugünün çocuklara ithaf edilmesi istikbalimizin onların temiz kalplerini emanet edilmesinin veciz ifadesidir. Her çocuk umut demektir, milletimizin yarını demektir. Bir milletin çocuklarına bakışı kendi geleceğine de bakışıdır. 23 Nisan işte, bu yüzden yalnız bir bayram değil, atiye verdiğimiz de bir ahittir. Bizlere düşen mukaddes vazife bellidir, çocuklarımızın gözlerindeki ışık sönmesin, içindeki aslanlar küsmesin istiyoruz. Evlatlarımıza sadece müreffeh bir ülke bırakmayacağız, daha kudretli kerim bir devlet, daha köklü bir demokrasi bırakmak mecburiyetindeyiz.
"Uyanınca Türk'ün özü,
Gerçekleşir Tanrı sözü,
Olur bir gün şu yeryüzü,
İnsanlığın hür meydanı."
Konuşmama son verirken aziz milletimizin ve çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı tebrik ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Gelin canlar tanış olalım, işi kolay kılalım diyoruz.
Etiketler:
Kaynak:
Haber MerkeziYorumlar (0)
İlgili Haberler
Son Haberler
Antalya'da patates cipsi üretim tesisinde çıkan yangın söndürüldü
"Toplum Destekli Polislik" ödülünün sahibi Ankara Emniyet Müdürlüğü oldu
Dijital Dilencilik ve Algoritma Esareti: TikTok Neden Kapanmalı?
Terör örgütü DHKP-C'ye yönelik İstanbul merkezli operasyon kapsamında 8 zanlı tutuklandı