Yükleniyor...

MHP Hakkındaki İddialar ve Tarihi Gerçekler

21.04.2026 01:43

MHP Hakkındaki İddialar ve Tarihi Gerçekler

Son günlerde dijital mecralarda yayılan ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) 60 yıllık şerefli tarihini bir "laboratuvar kurgusu" gibi göstermeye çalışan, Soğuk Savaş ezberlerinden beslenen bir anlayış yeniden piyasaya sürüldü. Bu iddialara göre MHP ve Ülkü Ocakları; 1959’daki dolaylı saldırı anlaşmalarından Pentagon’un "Ayaklanmaları Bastırma Kuramı" kitaplarına, CIA istasyon şefi Rudy Nazar’ın ajandasından Özel Harp Dairesi’nin "sivil ayağı" şemasına kadar uzanan bir tasarımdan ibaretmiş. Oysa bu sığ bakış açısı, Anadolu’nun bin yıllık beka refleksini bir "aparat" seviyesine indirgeyerek en büyük tarihsel çarpıtmalardan birine imza atıyor.

Alparslan Türkeş’in sürgün yıllarını yabancı istihbarat eğitimleriyle ilişkilendirenler, Türkeş’in ömrünü adadığı Türk Dünyası idealinin bu coğrafya için ne anlama geldiğini kasten görmezden geliyorlar. 1960’lı yılların sonunda Rıfat Baykal ve Dündar Taşer gibi isimlerin denetiminde kurulan komando kamplarını birer "saldırı merkezi" olarak sunanlar, o dönemde Türkiye’yi bir Sovyet peyki haline getirmek isteyenlerin yarattığı gerçek tehdidi perdeliyor. 6. Filo olaylarından Kanlı Pazar’a uzanan süreçte, İlhan Darenelioğlu veya Mehmet Şevki Eygi üzerinden milliyetçi gençliği "dış güçlerin tetikçisi" ilan edenler, o günün sol gruplarının dış bağlantılarını hiç anlatmıyorlar.

1970’li yılların Maraş, Çorum ve Sivas gibi acı olaylarını Alexander Peck gibi Amerikan görevlilerinin talimatıyla gerçekleşmiş birer "MHP tertibi" olarak nitelemek, sadece bir camiaya değil, tarihin kendisine de bühtandır. 12 Eylül darbesine giden yolu "faşist terör" olarak etiketleyenler, darbe sonrasında bizzat MHP kadrolarının işkencelerden geçirilmesini açıklayamazlar. Eğer bu hareket iddia edildiği gibi bir "devlet projesi" olsaydı, "fikri iktidarda, kendisi zindanda" kalmazdı. 90’lı yılların karanlık olaylarını, Abdullah Çatlı veya Susurluk kazası üzerinden koca bir siyasi geleneğin "genetik kodu" gibi sunmak ise münferit vakalar üzerinden koca bir davayı suç örgütü gibi gösterme çabasıdır.

MHP’nin 2002’de Bülent Ecevit ve Rahşan Ecevit’in "eli kanlı katiller" ithamlarına rağmen gösterdiği devlet adamlığı vizyonunu veya 2015 seçimleri sonrası AK Parti ile kurulan ittifakı "bürokrasiyi ele geçirme" ya da "tasfiye korkusu" gibi yorumlamak, siyasi körlüktür. Fethullahçı hainlerin tasfiyesinin ardından devletin kilit noktalarında liyakatli vatan evlatlarının bulunması bir "kadrolaşma" değil, milli bir görevdir. Bugün Sinan Ateş davası veya Ayhan Bora Kaplan operasyonu üzerinden Semih Yalçın ve Fethi Yıldız gibi isimlere saldırılması, Mehmet Ağar, Korkut Eken veya Alaattin Çakıcı gibi isimler üzerinden bayatlamış senaryoların yeni bir sürümüdür. Sayın Devlet Bahçeli’nin attığı her stratejik adım, videolarda iddia edilenin aksine bir "tasfiye korkusu" değil, Türkiye’nin önünü açan bir devlet aklıdır.

Sonuç olarak, 60 yıllık bir direniş hattını "kontrgerilla aracı" şablonuna hapsetmeye çalışmak beyhude bir çabadır. MHP ve Ülkü Ocakları, dış merkezlerde kurgulanmış birer proje değil; bu milletin öz evladı, Türkiye’nin ise sarsılmaz kalesidir. Tarihi sadece komplolarla okuyanlar, halkın bu harekete yarım asırdır neden omuz verdiğini asla kavrayamayacaklardır.

www.haberotesi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Haber Ötesi'ne aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.

Yorumlar (0)