Yükleniyor...

Gazeteci Emin Pazarcı'dan "çakarlı araç" iddialarına belgeli yanıt: Darbe vurduk zannedenler sevinmesinler, öldürmeyen darbe insanı güçlendirir

Gazeteci Emin Pazarcı, sosyal medyada ve bazı yayın organlarında kendisi ve ailesi üzerinden yürütülen "çakarlı araç" tartışmalarına ilişkin sessizliğini bozarak, geçmişten bugüne uzanan tüm süreci resmi belgeler, arşivler ve tarihi tanıklıklar eşliğinde kamuoyuyla paylaştı.

22.06.2026 16:04

Gazeteci Emin Pazarcı'dan "çakarlı araç" iddialarına belgeli yanıt: Darbe vurduk zannedenler sevinmesinler, öldürmeyen darbe insanı güçlendirir

Pazarcı, yayımladığı video mesajda, şahsına yönelik sistematik bir "haysiyet cellatlığı" ve yalan furyası yürütüldüğünü belirten, bu süreçte sadece kendisini hedef alanların değil, "dost" bildiği çevrelerin de takındığı tavrı net bir şekilde gördüğünü ifade etti. Konuşmasında hiçbir abartı ve yanlış olmadığını vurgulayarak taraflara meydan okuyan Pazarcı, uğradığı silahlı saldırılardan cezaevi operasyonlarındaki duruşuna, çakarlı aracın hukuki altyapısından Akşam Gazetesi’nden ayrılış sürecine kadar tüm detayları aktardı.

"Çakarlı Aracım Yok, Çakar Hakkım Var"

Kamuoyunda kendisi üzerinden bir çakarlı araç algısı oluşturulduğunu ancak şahsına ait böyle bir aracın bulunmadığını dile getiren Pazarcı, meselenin özünü şu sözlerle anlattı:

"Benim çakarlı bir aracım yok ama çakarlı bir araçtan paylaşım yaptım. Şimdi komik gelecek, 'Hani yoktu, hani o araçtan paylaşım yaptın' diyeceksiniz. Gerçekten o araç bana ait değildir, ha çakar hakkı bendedir. Nasıl oluyor bu? Hepsini tek tek ortaya koyacağım. Ayrıca ben çakar konusunda öyle hava atmayı seven bir insan değilim. Çakarın ne anlama geldiğini bilirim. Hatta bu araçlarla trafikte açık, vızır vızır gezmeyi de pek hoş bulmam.

Çünkü o çakarlı araçların verilme sebebi şudur: Bir tehlike anında, korunan kişinin olay yerinden uzaklaşması ve problemi atlatması için verilmiştir. Trafikte vızır vızır gezmek, hava atmak veya yol açmak için verilen araçlar değildir. Ben başından beri bunu savunan birisiyim. O çakarlı araçları ben iyi bilirim, hayatım onların içinde geçti. Benim babam kaymakamdı, ben kaymakam çocuğuyum. Daha sonra genel müdürlük dönemi var ve valilik dönemi var. Ama kimse kalkıp da şunu diyemez: 'O çakarlı araçta babamın (rahmetlinin) olmadığı dönemlerde hiçbir zaman içine binmedik.' Biz bu kültürle yetiştik ve o araçlardaki çakarlar o dönemde bugünkü gibi ulu orta açılmazdı."

1980 Öncesi Terörle Mücadele Dönemi ve Kurşun Delikli Elbiseler

Çakar kullanma hakkının kendisine neden tanındığını tarihi arka planıyla açıklayan Pazarcı, gençlik yıllarından itibaren terör örgütlerinin doğrudan hedefi olduğunu belirtti:

"Neden bu çakarlı araç hakkı bende var? Başa gidelim, açıklayalım. Benim hayatım terör örgütleriyle mücadeleyle geçti. 1980 öncesinin o sıkıntılı yıllarının öğrencisiyim ben. 1980 yılında silah ruhsatı aldım. Neden aldım? Ankara'da o dönem Ankara Valisi Vecdi Gönül’dü ve gerçekten ciddi bir tehlike altındaydık. Hem babamın görevi dolayısıyla hem de o dönemde 'Alın Teri' diye bir dergi çıkarıyordum. Bu Alın Teri dergisinde işçi kesimine yönelik birtakım terör operasyonlarına karşı çıkıyorduk.

Şunu da söyleyelim, o Alın Teri dergisi öyle basit bir dergi değildi. Öğrencilik dönemimde çıkardığım bu dergi 100 bin basıyordu. Şaka gibi gelecek ama 100 bin basıyordu. Bugün en büyük gazetelerin tirajı ne kadardır? 100 bin var mıdır, 10 bin var mıdır, bunlar tartışılır. O dönem işçi kesimini terörize etmek isteyenler bizden çok rahatsız oluyorlardı. Abartı olmayacak, ben onlarca defa silahlı saldırıya uğradım o dönemde. Hâla saklarım o dönemdeki elbiselerimi; bir kabanımın üzerinde tam 11 tane kurşun deliği var. Bir başka kazağımın yanı yanıktır, mermi buradan geçmiştir. Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Bunlarla mücadele ettik. Bunu abartı için söylemiyorum. Her Türk vatandaşının o dönemde bu terör örgütlerine ve kökü dışarıda olan bu pisliklere karşı aynı tavrı göstermesi gerekiyordu, ben kendimden bekleneni yaptım."

"Bu Bir Yandaşlık Değil, 5 Hükümet Görmüş Bir Devlet Meselesidir"

Kendisine verilen hakların siyasi veya dönemsel olmadığını, devletin sürekliliği içinde hep yenilendiğini vurgulayan deneyimli gazeteci, arşivleri işaret etti:

"O silah ruhsatını aldım diyorum; o ruhsat daha sonra darbe döneminde Bülent Ulusu başbakanken, onun ardından Turgut Özal döneminde, Süleyman Demirel'in başbakanlığında, arada birtakım geçici hükümetler döneminde, 57. Hükümet (Bülent Ecevit) döneminde ve son olarak da Recep Tayyip Erdoğan döneminde hep yenilenmiştir, hiçbir zaman iptal edilmemiştir. Çünkü devletin kayıtlarında benim buna ihtiyacım olduğu açık ve net olarak ortadadır. Yani 'yandaş' filan diyorlar ya, bu yandaş meselesi değil; bu bir devlet meselesidir. Türkiye'nin mücadele ettiği terör örgütleriyle bir mücadele meselesidir."

"Hayata Dönüş Operasyonu'na Destek Verdim, Hedef Oldum"

Hükümet döneminde cezaevlerinde yürütülen operasyonlara verdiği destek nedeniyle örgütlerin kendisini yurt dışında dahi hedef gösterdiğini anlatan Pazarcı, şöyle devam etti:

"Bu terör örgütlerinin yapmadıkları kalmadı. Bugün bu çakarlı araç üzerinden tepinenler geçmişte ne yaptıysa, onlar da aynısını yaptılar. Yurt dışındaki dergilerinde bir dönem beni kapak yapıp hedef gösterdiler. Hangi dönemde oldu bu? 57. Hükümet döneminde oldu. O dönemde Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı'ydı, Bülent Ecevit de Başbakan'dı. Cezaevlerine yönelik bir 'Hayata Dönüş Operasyonu' başlatmışlardı. Bu operasyon sırasında ben devletime destek verdim; herkesin vermesi gereken destek gibi. Çünkü cezaevlerinden Türkiye yönetiliyordu, oradan terör örgütlerine talimatlar gönderiliyordu ve cezaevleri yol geçen hanı haline gelmişti. Ben de bunu destekledim. Desteklediğim için de çok ciddi şekilde bu terör örgütleri yayın organları vasıtasıyla bana saldırdılar. Ankara’da adliyede 40 küsur tane örgüt mensubu kadın gitti ve benimle ilgili suç duyurusunda bulundu. Karşınızda kimlerin olduğunu görün demek için bunları anlatıyorum. Neyse, bunları geçtik, bunları atlattık."

"Melik Yiğitel ve Müesseseyi Kurtarmak İçin Aracı Üzerime Aldım"

Pazarcı, çakar hakkı olmasına rağmen bunu devletten hiçbir zaman talep etmediğini, söz konusu aracın tescil sürecinin ise tamamen bir meslektaşını ve çalıştığı kurumu koruma amacıyla gerçekleştiğini şu sözlerle açıkladı:

"Bu kadar sıkıntıya rağmen bu çakarlı aracı hiçbir zaman gidip devletten istemedim. Peki bu çakarlı araç meselesi nedir? Onu anlatayım, çok garip ve rahatsız edici, hatta mide bulandırıcı bir olaydır bu. İstanbul'da bu çakarlı araca binip vızır vızır gezen birtakım insanlar var, ben bunların isimlerini vermiyorum. O çakarlı araç eskidikten sonra buraya, Ankara'ya gönderiliyor; Melik Yiğitel'e. Melik Yiğitel, Allah var, hiçbir zaman o çakarlı aracı açmadı ve arabasında çakar tertibatı olup olmadığını bilmiyordu bile.

Bir gün şoförü İsmail Bey ufak bir kaza yaptı. O ufak kaza sırasında araçta çakar olduğu görüldü, tespit edildi. Tabii çok ciddi cezalarla, skandallarla karşı karşıya kalınacaktı. Ben ne yaptım biliyor musunuz? Çakarlı araç hakkım olduğu için, müesseseyi kurtarmak amacıyla o çakarlı aracı kendi üzerime aldım. Aksi takdirde birtakım skandallar ortaya çıkacaktı, ciddi anlamda tepkiler doğacaktı ve müessese zedelenecekti. O yüzden ben üzerime aldım."

"100 Bin Hakarete Tepki Olarak O Çakarı Bir Kez Açtım"

Sosyal medyada paylaştığı videonun amacının, kendisine yönelik küfürlü saldırılara karşı bir protesto olduğunu belirten Pazarcı, şu ifadeleri kullandı:

"Aracı üzerime aldım ama ondan sonra olanlar gerçekten son derece içler acısı ve ibret vericidir. Daha sonra biliyorsunuz bu araçla ilgili olarak ben bir paylaşım yaptım. Üstelik alarmın pilleri de çalışmıyordu, gittim pil aldım. Çünkü ben o çakarı hiç kullanmadım. 'Kullandı' diyen varsa da gelsin buyursun, onunla da gerekli şekilde hesaplaşırım; kullanmadım. O gün orada açtım, neden yaptım? Şundan dolayı yaptım: Bugün kayıtları ortada, bana 100 binin üzerinde hakaret geldi. Bunların 20 bin tanesi küfürlü ve sinkaflı hakaretlerdi. Ben bunlara tepki göstermeye çalıştım. Ben bunlara 'İt kopuk takımı, çakarlı araç bende var, sağa sola saldırmayın, bu da benim hakkım' diyerek tepki göstermek için; hatta ve hatta o dönemde bana destek vermeyen insanlara tepki olsun diye bunu paylaştım. Yaptığım bu, ama bunun üzerinden neler yaptılar... Sonra sildim tabii."

Akşam Gazetesi ve Yönetim Kadrosuna Sert Eleştiriler

Çalıştığı Akşam Gazetesi ile kurumsal bir sorunu olmadığını ancak gazete yönetimindeki bazı isimlerin geçmişteki siyasi duruşlarını eleştiren Pazarcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Söylenecek laf çok da dengeli konuşmak istiyorum. Sakın 'Akşam Gazetesi ile bir problemi var, oradan hesap görmeye çalışıyor' filan demeyin. O gazete benim çocuğumdur. O gazete vaktiyle dağıtım tekeli tarafından, dağıtım kamyonlarından yerlere atıldığı dönemde (ki o dönemde 1 milyon tirajı vardı, 1 milyon satıyordu) o gazeteyi yaşatmak için ben sırtımda gazete taşıdım, sokaklarda gazete sattım. O açıdan kurumla bir problemim yok ve dilerim çok daha iyi yerlere gelir.

Ancak tabii şunu da söylemeden duramayacağım; şimdi böyle ikircikli tavırlarla ortalıkta gezenler, ne bileyim geçmişte Fetullah Gülen'le fotoğraf çektirenler, Ahmet Davutoğlu'na Erdoğan'a karşı destek verenler gibi birtakım kadrolarla bu işler olmaz, bu yürüyüş olmaz. Ama onların tercihi tabii, herkes dilediği insanla yol yürümek hakkına sahiptir. Bu söylediklerimin hepsi devletin resmi belgelerinde vardır. Vaktiyle Hakkı Öznur tarafından yazılmış 10 ciltlik geniş bir belgesel-kitap var; o dönemde bizim o terör örgütlerine karşı verdiğimiz mücadele, çıkardığım dergi, yaptıklarım teker teker ortadadır. Hatta geçmişte 'İşkence Dosyası' adında yazılan birtakım kitaplarda da benimle ilgili pek çok bilgi vardır. Yani bunlar övülecek şeyler değil ama ben bunları yaptım, devletime ve ülkeme hizmet etmeye çalıştım. Gazetecilik derseniz, benim 40 yıllık bir geçmişim var ve tavrım her zaman bellidir."

Kızının Paylaşımı ve "Montajlı Algı" İddiası

Tartışmaların odağında yer alan kızının sosyal medya paylaşımına dair gerçekleri de ilk kez açıklayan Pazarcı, olayın çarpıtıldığını söyledi:

"Bir de kızımla ilgili bir konu var, zaten mesele oradan başladı. Onun çakarlı araç içinden bir paylaşımı var, o olayı da anlatayım size. Rahmetli kızımın kuzeni Ersin Morda, koyu bir Galatasaraylıdır; zaten pek çok Galatasaray taraftarı da onu bilir. Ben Fenerbahçeliyim ama kızım da Galatasaraylı, tabii ki olacak aile içinde çeşitli takımlar tutulacak. Şampiyonluk maçına gitmek istiyor, İstanbul'daki Galatasaraylılarla irtibata geçiyor. Onlar diyorlar ki 'Çok kalabalık olacak, çok ciddi problemler yaşanacak. O yüzden biz sana araba gönderelim, o araçla stadyumun içine kadar girebilirsin, aksi takdirde alana girmen bile mümkün değildir.'

O da kendisine verilen o araçla yola çıkıyor ve Boğaz Köprüsü'nün üzerinde bir paylaşım yapıyor. O paylaşım, bakın ortaya konulduğu gibi değil; o ortaya konulan montajlı bir paylaşımdır. 'Çakarlı araç içinde gidiyor, işte gösteriş yapıyor' şeklinde birtakım şeyler ortaya koydular. Ben olsam o paylaşımı yapmazdım, doğru değildi. Ama dediğim gibi aldılar bunu montajladılar, evirdiler, çevirdiler ve aleyhte bir noktaya getirdiler.

Ayrıca şunu da söyleyeyim; o çakarlı araçtan yapılan paylaşım, trafik hukukunda kırmızı ışıkta geçmekten çok daha basit bir olaydır. Neden basit bir olaydır? Çünkü araba kıza ait değil, arabayı kız kullanmıyor, kendisine gönderilmiş. Hatta ve hatta kendi ifadesiyle 'Benim içinde çakar olduğundan bile haberim yoktu' diyor. Sadece Boğaz Köprüsü'nün üzerinden geçerken bir genç olarak paylaşım yapmak istemiyor. Aldılar bunu, üzerine tepindiler."

"FETÖ’cüler, CHP Trolleri ve Yanımızda Durmayan 'Adamlar' Üzerinde Tepindi"

Kendisine yönelik operasyonun arkasındaki odakları işaret eden ve Akşam Gazetesi'nden ayrılış sürecine değinen Pazarcı, şu ifadeleri kullandı:

"Maalesef CHP'nin etkili trolleri, FETÖ'cü birtakım hesaplar ve çok acıdır ki bizim yanımızda olduğunu düşündüğümüz, yanımızda olması gereken birtakım insanlar bunun üzerinde tepindiler. Tepinsinler, dert değil. Akşam Gazetesi'nden bu yüzden ayrılmak zorunda kaldım, o da mesele değil. Biz ayaktayız, biz gazeteciyiz, her zaman yolumuza devam ederiz Allah'ın izniyle. Ayrıca şunu da söyleyeyim; darbe vurduk zannedenler sevinmesinler. Öndürmeyen darbe insanı güçlendirir. Ben yine buradayım, yine yoluma devam edeceğim.

Bunları açıklamak zorunda kaldım çünkü gerçekten çok büyük bir haysiyet cellatlığı yapıldı, gerçekten çok büyük iğrençlikler sergilendi. Şimdi herkes düşünsün, görsün. O iğrençlikleri sergileyenler de böbürlene böbürlene ortalıkta 'adamım' diye gezmesinler. Adam değiller, açık söylüyorum hiçbirisi adam değil. Ve bu söylediklerim açık net olarak ortadadır; hepsini belgelerim, hepsini suratlarına vururum. Hiçbir şekilde bu konularda 'yanlış, yalan' diyemezler. Olay aynen bu şekilde gerçekleşmiştir."

Mehmet Akif’in Şiiriyle Kapanış: "Hodri Meydan"

Konuşmasını Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’un dizeleriyle sonlandıran Emin Pazarcı, haksızlığa karşı mücadelesini sürdüreceğini belirterek tüm taraflara şu sözlerle meydan okudu:

"Maalesef geçmişten bu yana hep bu tür operasyonlar yapılır. Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy ne diyor: ‘Cani geziyor dipdiri, can vermede masum; Suç başkasınındır da niçin başkası mahkum?’

Demek ki geçmişten beri var, bu tiplerle uğraşıyoruz. Biz ülke olarak da uğraşıyoruz, insanlar olarak da uğraşıyoruz. Meselenin özü budur. Tekrar söylüyorum: Hodri meydan! Tersini söyleyecek, tersini ispat edecek, 'Yok bu olay böyle değil' diyecek birisi varsa bekliyorum. Bekliyorum, onunla da her platformda hesaplaşırım. Sonuçta maalesef böyle bir olayla karşılaştık. İşte Türkiye ve sosyal medya gerçeği budur. Değerlendirmeyi tamamen sizlerin takdirine bırakıyorum, teşekkür ederim."

www.haberotesi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Haber Ötesi'ne aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.

Kaynak:

Haber Merkezi

Yorumlar (0)