Yükleniyor...

BELEDİYE BAŞKANI SEÇTİK DİYE SUSACAK MIYIZ?

28.03.2026 10:02

BELEDİYE BAŞKANI SEÇTİK DİYE SUSACAK MIYIZ?

Bir oy verdik diye susmak zorunda mıyız? Sandıkta tercih yaptık diye gözümüzün önünde yaşananlara kör mü olacağız? Belediye başkanlığı makamını bir hizmet yeri olarak görüp emaneti teslim ettik; ama bugün konuşulan iddialara bakınca ortaya çıkan tablo, bu güvenin nasıl istismar edildiğini açıkça gösteriyor. Daha adaylık süreçlerinde konuşulan pazarlıklar, koltuk uğruna döndüğü iddia edilen kirli ilişkiler ve sonrasında bu “bedellerin” milletin cebinden çıkarıldığına dair güçlü kanaat… Eğer bir koltuğa oturmanın maliyeti varsa ve o maliyet kamu kaynaklarıyla kapatılıyorsa, burada artık sadece bir yönetim sorunu değil, açık bir ahlak çöküşü vardır.

Artık kimse “özel hayat” diyerek bu meselenin üzerini örtemez. Çünkü ortada konuşulan şey bir insanın bireysel tercihi değil; kamu gücünün nasıl kullanıldığıdır. Bir belediye başkanı, şahsi ilişkilerini belediye kadrolarıyla iç içe geçiriyorsa, birlikte olduğu kişilere belediye üzerinden imkan sağlıyorsa, maaş bağlıyorsa, görev veriyorsa bu özel hayat değildir. Bu, doğrudan doğruya kamu imkanlarının kişisel çıkar için kullanılmasıdır.

Açık ve net:

Bu millet kimseyi şahsi hayatını finanse etsin diye seçmedi.

Bu millet kimseyi belediye kadrolarını kendi çevresine dağıtsın diye o makamlara getirmedi.

Bu millet kimseyi rüşvet alsın, irtikap yapsın diye sandığa gitmedi.

Ama bugün karşımıza çıkan tablo bunun tam tersini düşündürüyor. Belediyelerde kurulan ilişki ağları, liyakat yerine sadakatin esas alındığı kadrolaşmalar, kamu bütçesinin nereye harcandığına dair soru işaretleri… Ve bütün bunların üstüne çekilen ince bir perde: “Özel hayat.”

Hayır!

Milletin parası varsa, özel hayat yoktur.

Kamu kadrosu varsa, özel hayat yoktur.

Makam gücü devredeyse, özel hayat yoktur.

Daha da vahimi, bu tabloyu savunmaya çalışan bir dilin ortaya çıkmış olmasıdır. “Seçilmiş insana operasyon yapılmaz”, “çağırsaydınız gelirdi” gibi ifadeler, hukuku değil; ayrıcalık talebini yansıtır. Oysa seçilmiş olmak bir ayrıcalık değil, bir sorumluluktur. Hesap vermeyi gerektirir, dokunulmazlık sağlamaz.

Bir zamanlar belediye başkanlarına “şehrül emin” denirdi. Şehrin en güvenilir insanı… Bugün ise bazı örnekler üzerinden bakıldığında bu makamın, kişisel çıkarların ve ilişkilerin merkezine dönüştüğü iddiaları konuşuluyor. Bu sadece bireysel bir sorun değildir; bu, sistemin nasıl yozlaştığını gösteren ciddi bir uyarıdır.

Sıkça dile getirilen bir başka savunma da şu: “Diğerlerinde yok mu?”

Varsa, elbette onların da üzerine gidilsin. Kim yapmış olursa olsun, hukuk gereğini yapmalıdır. Ama burada önemli olan gerçek: Belediyeler el değiştirdiğinde, yeni yönetimler geçmişe dair tüm belgelere ulaşabilecek durumdadır. Eğer ortada bir yolsuzluk varsa, yapılacak şey bellidir: “Somut delillerle” hukuk önüne taşımak.

Ama mesele gerçekten yolsuzlukla mücadele etmek mi, yoksa sadece siyasi söylem üretmek mi? İşte asıl soru budur.

Son söz yerine en baştaki soruya dönelim:

Belediye başkanı seçtik diye susacak mıyız?

Hayır, susmayacağız.

Çünkü o koltuklar kimsenin şahsi hayatının finans kaynağı değildir.

Çünkü o makamlar keyif sürme yeri değil, hizmet etme yeridir.

Çünkü o bütçeler birilerinin değil, milletindir.

Ve unutulmasın:

Milletin emanetiyle oynayan da, buna sessiz kalan da, eninde sonunda hesap verir.

Vesselam…

www.haberotesi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Haber Ötesi'ne aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.

Yorumlar (0)